4/25/2009

Kilo vermek için en iyi 13 yol

h1

Kilo vermek tüm yaşamınız içinde uğraşacağınız en büyük düşman olabilir, o zaman bu 13 yolu izlemelisiniz!

Öğle yemeği zamanı. Her zamanki gibi hızlıca yemek alanına gideceksin ve seni tüm öğleden sonra tok tutacak bir şeyler yiyeceksin. Büyük bir ihtimalle içinde ketçap veya peynir olan bir şey alacaksın. Akşam yemeği için daha iyi bir şey deneyeceksin. Ama bununda sağlıklı olduğu söylenemez. Peki bu adam ne yapmalı? Korkmana gerek yok. Bu ipuçları daha iyi beslenmene yardımcı olabilir, hem de kilo verme hedeflerinizede ulaşarak.  

1-Porsiyonlarınızı kontrol edin

Porsiyonlarınızdan kesmeniz, az bile olsa, her gün yüzlerce kaloriden kurtulmanızı sağlayacaktır hem de aç kurt olmadan. Amerika Tüketim Federasyonundan Carol Tucker Foreman’in dediğine göre, Amerikalarının aldığı kalori miktarı günde 167 kalori artmış.. Bu da her yıl için 17 kilo artış demektir. Bu bile porsiyonları küçültmek için bir nedendir.  Sağlık haberlerine göre, Amerika’daki servis boyutları,insanların ihtiyacı olanın iki katı büyüklükte. Süper büyük porsiyonlar, halkın göbeğinin sürekli büyümesine neden oldu.  Yediklerinizi kontrol altında tutabilmek için orta büyüklükte porsiyonlar kullanın. Ve şu kuralı hatırlayın: Tabağınızı 1/2'si meyve ve sebzelerle kaplı olacak, 1/4'ü  tahıllarla veya baklagillerle ve geri kalanı ise iskambil kağıdı büyüklüğündeki yağsız etle (balık, derisiz tavuk).

2-Günde 5-6 defa yeyin

Porsiyonların küçülmesi ve yavaş yenilmesinin yanı sıra, sık sık yemek metabolizmanızın hızlı çalışmasına ve şeker değerinizin tutarlı gitmesini sağlar.Sık sık yediğiniz zaman , kendinizi kontrol edip ve 3 öğün yediğiniz zamankinden de daha küçük porsiyonlarda yemek yemelisiniz. Oretalama bir adam günde 2500 kalori tüketmelidir. Sizde alacağınız kaloriyi öğünlere bölmelisiniz.

3-Ara öğünler
 
Emin olabilirsiniz ki ara öğün dendiğinde bu peynir veya kurabiyeleri kapsamıyor. Ara öğünlerde genelde çiğ ve organik gıdalar tüketilmeli. Elma ve armut gibi meyveler, havuç gibi sebzeler, tahıllı besinler, pirinç keki veya kraker gibi ve yüksek proteinli gıdalar yağsız yoğurt, süzme peynir. Bunların hepsi lezzetli ve az kalorili ara öğünleridir. Ara öğünlerinizi 200 kalorinin altında tutun.

4-Bol su için

Biliyorum bu ipucunu milyonlarca kez aldınız ama çok su içmek ve vücudunuzda su bulundurmak  sabit kiloda kalmak için çok önemlidir. Günde 8 bardak su içiyorsunuz, eğer fiziksel yoğunluğu olan bir işiniz varsa daha fazla, böylece susuzluk ve açlığı birbirine karıştırmayacaksınız.  Bir dahaki sefere yiyecek bir şeylere saldırmak istediğinizde, onun yerine su içmeyi deneyin. Açlığınızın geçtiğini görünce şaşıracaksınız. Eğer su içmekten hoşlanmıyorsanız, suyun içine limon parçacıkları koymayı deneyin. Veya çay-naneli veya papatyalı.

5-Geceleri karbonhidrat yemeyin

Basit karbonhidratlar şeker ve ekmek gibi, kalori olarak yüksektir ve çabucak sindirilirler ve insülin seviyesini yükseltirler. Meyve, sebze, tahıllar gibi kompleks karbonhidratlar ise yavaş yakılırlar. Belirli bir saatten sonra karbonhidrat tüketmediğinizde (mesela 16.00), sonraki saatlerde vücudunuzun brownie, kek  gibi yağlı gıda isteme olasılığı düşecektir. 1 tabak Karides veya 1 avuç  tuzsuz ve sossuz badem gibi glisemik indeksi düşük olan yiyecekleri tüketin, kan şekeriniz ve açlık düzeyiniz istikrarlı olsun.
6-Beslenmenizden tuzu çıkarın

Tuz vücudunuzda su tuttuğu için, tuz tüketiminizİ azalttığınız zaman, vücudunuzda daha az su tutulacaktır. Tuz aynı zamanda yüksek kan basıncının yol açtığından, tuzu azalttığınız zaman daha sağlıklı bir kalbe sahip olacaksınız.

7-Kilo verdiren hap alın


Kilo vermenize ve daha iyi bir vücuda sahip olmanıza yardımcı olacak birçok hap ve doğal ürünler var. Ancak bu ürünlerden bazıları vücudunuza zararlı Ephedra, kafein, diüretik veya kalp ritminizi arttırarak ölüme bile yol açabilecek uyarıcılar içerebilir. Bu sebepten bir ürünü denemeden önce dikkatli olunuz, eğer şüpheleriniz veya sağlık problemleriniz varsa doktorunuzun onayını almadan kullanmayınız.

Güvenebileceğiniz ürünlerden biri; Nutrica’nın ürünü olan Advaslim. Aynı anda hem kalori alımınızı azaltarak hem de yavaşça metabolizma hızınızı arttırarak güvenli kilo vermeniz prensibi üzerine çalışmaktadır.

Advalsim, içinde deniz kabuklarından elde edilen doğal bir lif olan chitosanın özel bir formunu bulundurur. Bu form sayesinde advalsim yemeklerden önce alındığında midedeki asidik ortamın genişlemesini sağlar ve tokluk hissi yaratır. Advalsim içinde bulunan Pyruvate ve Commiphora ile aynı zamanda yavaşça metabolizma hızını yükselterek istenmeyen yağların yakılmasına ve kolesterol dengesinin sağlanmasına yardımcı olur.



8-Yavaş yiyin

Sakin! Birileri önündeki tabağı çalacakmış gibi hemen tüm yemeği ağzına tıkmana gerek yok.  Eğer lokmalarınızı iyi çiğneyerek ve yemeğin tüm tadına vararak yerseniz; beynin mideye dolu olduğunu söylediği 20 dakikalık dilime yetişebilirsiniz.

9-Az miktarda alkol alın

Yemeğiniz ile beraber bir kadeh şarap içebilirsiniz her ne kadar siz mayalı içkilerden birini tercih etseniz de. Size bunu söylemekten nefret ediyorum ama alemlerde alacağınız kaloriler çabalarınızı boşa çıkaracaktır. Diyetinizde alacağınız boş kalorileri vermek çok zordur.

Birada da yüksek miktarda maya ve şeker vardır, diğer içkiler ise yüksek  şeker içerirler bu yüzden şarap rejimdeyken en uygun alkollü içecektir. Alkol metabolizmanızı yavaşlatır, yiyecek kısıtlamanızı düşürür, kandaki şeker oranını yükseltir ve  kilo almanızı sağlar. Buna ilaveten içkinize eklediğiniz şuruplar, likörler hatta sodalar, sıvı şekerlerdir ve diyetinize hiçbir faydası yoktur. Diyet karışımları seçmeniz veya büyük erkekler gibi sek içmenizi öneririz.

10-Yağlı yiyecekleri kesin
 
Eğer hep maç izlerken bir kap dolusu cips yiyorsanız, varacağınız son bel çevrenizde o kap büyüklüğünde yağ tabakası oluşmasıdır. Bir gramından 9 kalori aldığımız doymuş yağ atar damarımızı tıkar ve kötü kolesterol seviyesini yükseltir. 

Kötü yağların yanı sıra linoleic, Omega 3,6 and 9 gibi  vücut için gerekli yağ asitleri (EFA) de vardır .Zeytin ve keten tohumunda bulunan çoklu doymamış ve doymamış yağ beyniniz için enerji sağlar ve kanınızdaki  iyi kolesterol oranını dengede tutar. Yağı azaltılmış bisküvi ve gıdaların  şeker veya başka bir içerik seviyeleri yükseltilmiştir , kalorileri hesaplandığından normal versiyonlarından pek farklı değillerdir.

11-Dışarıda fazla yemeyin

Eğer yiyecekler sizin önünüzde yapılmıyorsa, yemeğinizde  sizin hayal edebileceğinizden daha fazla yağ ve katkı maddesi olma şansı yüksektir. Bir yemekte ne kadar sıvıyağ veya tereyağı varsa, yemek o kadar lezzetlidir.  Porsiyonlarınızın büyüklüğünü ayarlayabilmek, içine koyacağınız  yağ ve tuzu kontrol edebilmek için eğer mümkünse  kendi yemeğinizi hazırlayın ve öğle yemeğinizi paketleyip yanınıza alın. Tatildeyseniz  veya çalıştığınız yerde buzdolabı yoksa sakın kızarmış yiyecekler ısmarlamayın, onun yerine ızgara veya fırınlanmış yiyecekleri tercih edin. sosları tabağınızın kenarına isteyin ve mümkünse tabağınızın diğer tarafında patates dışında sebze olsun.

12-Televizyon izlerken yemek yemeyin
 
Pavlov’un teorisi kanıtlamıştır ki, yemek yiyerek bir iş yapıyorsanız, yaptığını iş ağzınızın sulanmasına sebep olacaktır. Yemek enerji içindir, eğlence için değil ve her akşam televizyon karşısında bir kase cips ile oturmak sizi zayıf yapmayacaktır. Sadece yemek masasında yemek yeyin ve yemek hazırlarken atıştırmayın. Eğer televizyon karşısında birşeyler atıştırmak zorundaysanız, tüm paket cipsi oturma odasına götürmeyin , küçük bir kaba biraz cips koyun ve kendinizi sınırlandırın.

13-Kendinizi yoksun bırakmayın


Size yemek konusunda dikkatli olmanızı söylemiştim, ama bazen rejimi biraz gevşetip kızartma veya milkshake sipariş etmek kabul edilebilir. Yemek, yaşamın büyük zevklerindendir. Bir kez yaşayacaksınız, arada bir yağlı veya şekerli yemek, sizi yoksunluk hissinden uzaklaştıracaktır.

Bunu çiğneyin


Korkutucu istatistik: Amerikalıların %60'dan fazlası kiloludur ve 1/4'ünden fazlası obezdir. Bu rakamlar sağlıklarını tehlikeye atma riski altında olan insanları göstermektedir. Düzgün yemeye başlarsanız, sağlıklı bir kiloya gelmeni kolay olacaktır. Ama bunun için yaşam şeklinizi değiştirmeli ve düzenli egzersiz yapmalısınız.

4/25/2009

Sağlık Bakanlığı'ndan ÖSS'ye gireceklere uyarı

h1

ANKARA (ANKA) -Sağlık Bakanlığı, ÖSS'ye iki aydan az bir zaman kala, sınava girecekler için uyarıda bulunarak, sağlıklı beslenme önerilerini sıraladı. Bakanlık, özellikle halk arasında şeker ve şekerli besinlerin dikkati ve algılamayı artırdığına yönelik yanlış inanışlar bulunduğunu belirterek, karbonhidrattan zengin bu besinlerin tam tersi bir etkiyle gevşemeye neden olduğunu ve bu nedenle de şeker, şekerleme yerine, kuru üzüm, erik, kuru incir ya da A ve C vitaminlerinin zengin olduğu taze meyve ve sebzelerin tercih edilmesi gerektiğine işaret etti.
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, öğrencilerin sınav öncesi ve sınav sabahı yoğun stres içinde olduklarını, bu stres ve heyecanın ise insan vücudunun enerji tüketimini artırdığını belirtti. Sınavlarda hiçbir besinin başarıyı tek başına, mucizevî bir şekilde etkilemeyeceğini vurgulayan Sağlık Bakanlığı, ÖSS'ye gireceklerin sınav öncesinde ve sınav esnasında uymaları gereken beslenme önerilerini şöyle sıraladı.
 
İşte ÖSS'ye girecekler için başarıya götürecek sağlıklı beslenmeye ilişkin altın öğütler:
-Öğrenciler için en önemli öğün kahvaltıdır. Düzenli olarak kahvaltı yapma alışkanlığı kazanılmalı ve sınav günü mutlaka kahvaltı yapılmalıdır. Gece boyu açlıktan sonra, vücudumuz ve beynimiz güne başlamak için acil olarak enerjiye gereksinim duyduğundan, kahvaltı yapılmadığı takdirde dikkat daha çabuk dağılmakta, baş ağrısı ve yorgunluk oluşmaktadır. Yeterli enerji ve besin öğelerini sağlayan bir sabah kahvaltısında; içecek olarak süt, taze sıkılmış meyve suyu, peynir, yumurta, birkaç dilim ekmek, pekmez-tahin, zeytin, domates, yeşil biber, salatalık, maydanoz veya meyve gibi dört besin grubunda yer alan besinlerden oluşan bir mönü bulunmalıdır.

-CİPS VE KOLADAN UZAK DURUN-

-Ders çalışırken, şeker ve şekerli besinler, cips, kuruyemiş, gazlı içecekler gibi besinler yerine süt, yoğurt, sütlü tatlılar, ekmek arası peynir, taze sıkılmış meyve suları ve kuru meyvelerin tercih edilmesi önemlidir.
-Açıkta satılan besinler, yeterince güvenilir ve temiz değildir. Ayrıca, uygun koşullarda muhafaza edilmedikleri için çabuk bozulma riski taşırlar. Bu nedenle, özellikle okul çevresinde açıkta satılan besinlerin kesinlikle satın alınmaması gerekmektedir.
-Sınavdan bir gün önce kuru baklagiller gibi gaz yapıcı besinler, lif ve yağ içeriği yüksek besinlerin tüketiminde dikkatli olunmalıdır.
-Halk arasında şeker ve şekerli besinlerin dikkati ve algılamayı artırdığına yönelik yanlış inanışlar bulunmaktadır. Oysa karbonhidrattan zengin bu besinler tam tersi gevşemeye neden olmaktadır. Bu nedenle sınav öncesi ve sınav esnasında; şeker, şekerleme gibi basit şekerlerin yerine, kuru üzüm, erik, kuru incir ya da A ve C vitaminlerinin zengin olduğu taze meyve ve sebze gibi besinler tercih edilmelidir.
-Fırında veya ızgara olarak hazırlanmış balık, tavuk, et, yumurta, fındık, fıstık ve ceviz tüketilmelidir. Bu besinler protein içerikleri nedeniyle uyanık kalma ve enerjinin tamamen kullanılmasını sağlar, içerdiği yağ asitleri beyin hücrelerinin çalışmasında önemli rol oynar.
-Sınav esnasında susamaya neden olacak yağlı ve tuzlu besinlerden kaçınılmalı, sınavda su tüketiminin yanı sıra, taze sıkılmış meyve suyu tüketmenin, hem sıvı ihtiyacını karşılayacağı, hem de konsantrasyonu artıracağı unutulmamalıdır.
-Kafein içeren yiyecekler adrenalinin serbest kalmasına böylece stres düzeyinin artmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle günlük kahve tüketimin en fazla 2 fincan kahve/çay ile sınırlandırılması önemlidir.

<_script /><_script /><_script />AC_FL_RunContent('style','z-index:264;','codebase','http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=7,0,19,0','width','384','height','25','src','http://reklam.mynet.com/mynet/mobil/haber3','quality','high','pluginspage','http://reklam.mynet.com/mynet/mobil/haber3','wmode','transparent');<_script />

4/25/2009

Göz tembelliğine dikkat

h1

TRABZON (İHA) - Trabzon'un Akçaabat ilçesi Ağaçlı İlköğretim Okulu'nda öğrenim gören 31 öğrenci, Özel İmperial Hastanesi'nde göz taramasından geçirildi.
Özel İmperial Hastanesi Göz Polikliniği doktorları Opr. Dr. Can Kaya ve Opr. Dr. Engin Sözen tarafından muayene edilen öğrenciler daha sonra hatıra fotoğrafı çektirdiler. Opr. Dr. Can Kaya, daha önce de Kanuni Anadolu Lisesi'nde öğrenim gören 40 öğrenciyi göz taramasından geçirdiklerini hatırlatarak “O gün yaptığımız çağrı etkili olmuş olacak ki bir çok okuldan göz taraması için talepler geliyor. Bugünde Ağaçlı İlköğretim Okulu'nda öğrenim gören 31 öğrenciyi göz muayenesinden geçirdik. Bebeklik ve çocukluk çağında göz sağlığına önem vermek gerekiyor. Küçük yaşlarda fark edilen göz bozuklukları, uygun tedaviyle tamamen düzeliyor. Özellikle göz tembelliği konusunda geri dönüş yok. Göz tembelliği ancak küçük yaşlarda tespit edilebilirse tedavi edilebileceğinden ebeveynlerin bu konuda son derece hassasiyet göstererek erken yaşlarda çocukların göz muayenesi olmalarını sağlamaları gerekmektedir. Bu konuda göstermiş olduğu hassasiyetten ötürü okul yönetimi ve öğretmenlerine teşekkür ediyorum” dedi.
Akçaabat Ağaçlı İlköğretim Okulu'nda öğrenim gören 31 öğrenci daha sonra Kanuni Anadolu Lisesi'ne geçerek burada kendilerine verilmek üzere hazırlanan kıyafet ve kırtasiye malzemelerini aldılar.
Ağaçlı İlköğretim Okulu Müdür Yardımcısı Abdülkerim Günaydın, öncelikle Özel İmperial Hastanesi'ne çok teşekkür ettiğini belirterek “Hem öğrencilerimizi göz taramasından geçirdi hem de kanuni Anadolu lisesi ile irtibatımızı sağlayarak bizlere çok yardımcı oldular” dedi.

4/25/2009

Katarakt ameliyatlarına dikkat

h1

İSTANBUL (İHA) - Yeditepe Üniversitesi Göz Hastanesi'nden Yrd. Doç. Dr. Muhsin Altunsoy, katarakt ameliyatlarına karar verirken kişinin yaşam tarzını dikkate aldıklarını belirterek, "Eğer bir kişi görme duyusunu sadece temel yaşamsal fonksiyonları için kullanıyorsa, o kişi az gördüğünün bile farkında olmayabiliyor. Tersi durumda ise bir insan çok düşük bir görme kaybını yaşam kalitesinde düşme olarak algılayıp katarakt ameliyatına gerek duyabiliyor" dedi.
Halk arasında "Göze perde inmesi" olarak tanımlanan katarakt, orta yaş sonrası kişilerin yarısına yakınında görülüyor. Yeditepe Üniversitesi Göz Hastanesi'nden Yrd. Doç. Dr. Muhsin Altunsoy, kataraktı, "Gözün içinde yer alan lensin şeffaflığını kaybetmesi" olarak tanımlayarak kataraktın farklı oluş nedenleri olduğunu söyledi.
En sık rastlanan katarakt tipinin yaşa bağlı oluşan tip olduğunu belirten Altunsoy, "Yaş ilerledikçe gözün içindeki lens şeffaflığını kaybeder. Göze dışarıdan gelen ışığın net bir mercekten geçmesiyle bulanık bir mercekten geçmesi önemli bir görme farkı oluşturur. Bu durumda kişi önce bulanık görür sonra da görme sorunu günlük hayatını etkilemeye başlar. Yaşa bağlı katarakt dışında üveit atakları, travmalar, kontrolsüz ve düzensiz alınan kortizon ilaçları, diyabet, tiroid gibi metabolizma hastalıkları da göz merceğinin kesifleşmesine yani katarakta neden olabiliyor" diye konuştu.

Kataraktın genellikle iki gözde birden görüldüğünü vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Altunsoy, katarakt ameliyatında kişinin günlük yaşam tarzına bakarak karar verilmesi gerektiğini de belirterek şunları söyledi: "Günlük yaşamında sadece giyinme, yeme gibi ihtiyaçları dışında görme fonksiyonlarını çok yoğun kullanmayan kişilerde görme oranı yüzde 30'a kadar düştüyse bile o kişi az gördüğünün farkında olmayabiliyor. Oysa entelektüel faaliyetleri olan, sürekli bilgisayar kullanan, çok okuyan kişiler için en ufak bir görme kaybı yaşam kalitesinde önemli bir azalmaya neden oluyor. Bu nedenle katarakt ameliyatı kararında kişinin günlük hayattaki ihtiyaçlarını göz önüne alıyoruz. Katarakt ameliyatları tüm cerrahi tedaviler arasında son noktasına en fazla yaklaşmış cerrahi işlemdir ve kullanılan teknikler son derece başarılıdır. Başarı oranı çok yüksektir ve kişinin ameliyat sonrası hemen gündelik yaşama dönebileceği konforlu ameliyatlardır. İşlem yaklaşık 10-12 dakika sürüyor. Şeffaflığını kaybetmiş olan merceği özel bir yöntemle parçalayıp yeni merceği yerleştiriyoruz. Ben yaptığım ameliyatların yüzde 99'unu damla anestezisi ile yapıyorum. Dolayısıyla hasta, genel anestezinin risklerini yaşamamış oluyor."

4/25/2009

Hanta virüsü insandan insana bulaşmaz

h1

BARTIN (İHA) - Bartın ve Zonguldak'ta rastlanılan hanta virüsünün, insandan insana bulaşmadığı, bir enfeksiyon türü olduğu, bu virüsün tedavisinin Türkiye'de yapılabildiği ve panik yapılacak bir durum olmadığı belirtildi.

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Hastane Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç.Dr. Güven Çelebi, Bartın Sağlık Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklar Müdürü Dr. Birol Aksu ile birlikte Bartın Televizyonunda Türkan Aydın tarafından sunulan, "Yaşam ve Sağlık" programında hanta virüsü ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.
Doç.Dr. Güven Çelebi ve Bartın Sağlık Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklar Müdürü Dr. Birol Aksu, Bartınlıları hanta virüsü konusunda bilgilendirdi.

TEDAVİSİ OLAN BİR HASTALIK
ZKÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Hastane Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç.Dr. Güven Çelebi, hanta virüsünün tedavi edilen bir hastalık olduğunu belirterek şöyle konuştu: "Bilgilendirilmesi ve kaygıları, kuşkuları varsa giderilmesi için eğitim programları düzenledik. Şubat ayından itibaren hanta virüsü gündemimize düştü. Bu virüs hastalıklara yol açıyor. Kırım Kongo gibi, grip gibi bir virüs. Temel özelliği farelerde bulunuyor. Rezervi ve kaynağı faredir. Bu
canlılara bu virüs, farelerin hastalanması ve ölmesine sebep olmuyor. İdrar ve dışkı ile dışarı saçılıyor. Dışkıların ağız yolu veya ciltteki yaralardan dolayı insanlara bulaşıyor. Ülkemizde bugüne kadar hanta virüsü yoktu. Hastalık anlamında bu bir ilk. Bu virüs ülkemizde var mıydı? Bununla ilgili ip uçları var."
1997 yılında bazı araştırmacıların böbrek yetmezliği olan hastaların hastalığına hanta virüsünün sebep olup olmadığını araştırdığını hatırlatan Güven Çelebi, şunları söyledi: "Hastaların bir kısmında hanta virüsünün hastalara daha önce bulaştığı saptanmış. Doğu Karadeniz Bölgesi'nde kemiricilerde bu virüs var mı diye araştırmışlar. Yüzde 1-2 kadar kısmında bu virüs ile karşılaştıklarına dair ipuçları oluşmuş. Bu anlamda 2009 yılının şubat ayından itibaren Bartın ve Zonguldak'ta görüldü."

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Hastane Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Güven Çelebi, hanta virüsünün belirtilerinin diğer enfeksiyonların belirtilerinden farksız olduğunu söyledi. Hanta virüsün de genellikle mikrop insanlara bulaştıktan sonra kuluçka süresi olduğunu anlatan
Doç. Dr. Çelebi, sözlerine şöyle devam etti: "Bu bir ve üç hafta oluyor. Bu sürenin sonunda vücutta yüksek ateş, üşüme, kusma, bulantı, adale ağrısı, baş ağrısı gibi şikayetler olabiliyor. Biri veya bir kaçı çıkabiliyor. Bu şikayetlerin ardından trombosit değerinde düşme görülüyor. Bunun da arkasından böbrek işlevlerinde gerileme görülüyor. Hanta virüsü bunu oluşturuyor. Her hanta virüsü bulaşmış hastadan bu tabloların gelişmesi de beklenemez. Kişinin bağışıklık durumuna bağlı. Bazen çok sessiz sedasız bir enfeksiyonla gelip geçebiliyor."

NASIL KORUNMAK GEREKİR
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Hastane Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Güven Çelebi, hanta virüsü hastalığının insandan insana bulaşmasının söz konusu olmadığını belirtti. Önemli bir noktanın panik olunacak bir durum olmaması olduğunu anlatan Doç. Dr. Çelebi, sözlerini şöyle sürdürdü: "Eğer biz bir hastalıkla ilgili bulaşma ve korunma yollarının tedavisini bilmiyorsak, bilmemekten kaynaklanan panik olabilir. Biliyorsak
kaygımız giderilmiş olur. İnsandan insana bulaşmıyor. Bunun altını çizelim. Bizim ülkemiz dışında Kore'de, Çin'de, Rusya, Bosna Hersek, İsveç, Danimarka ve Batı Avrupa'ya kadar olan ülkelerde bu enfeksiyon var. Onlar bu enfeksiyonla yıllardır yaşıyor. Bizim için yeni ama dünya için yeni bir enfeksiyon hastalığı değil. Bilimsel bilgilerden biliyoruz ki, günlük aktivitelerle sarılmak, yemek yemek, sohbet etmekle bulaşmıyor. Kan ve idrar gibi çıkartıldığında temas riski varsa korunma önlemi almak gerekir"

ÇAMAŞIR SUYU KULLANIN
Programa katılan Bartın Sağlık Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklar Müdürü Dr. Birol Aksu da hanta virüsü ile ilgili bilgi verdi. Fare ile bulaşan bu hastalık konusunda tabii ki halkımızı bilimsel yorumlara çekebilmek için uzmanların verdiği bilgiler doğrultusunda hareket etmek gerektiğini anlatan
Dr. Aksu, şunları söyledi: "Böyle bir durumda bilgi edinmek için bize müracaat etsinler. Korunma yöntemlerine dikkat etsinler. Besinlerin çok iyi yıkanması ve temizlik yapılırken ortamın çamaşır suyuyla temizlenmesi gibi durumlara dikkat etmek gerekir. Panik yapılacak bir durum yok. Bunlara dikkat edilmesi gerekiyor."

4/25/2009

Üst solunum yolu enfeksiyonları

h1

DENİZLİ (İHA) - Bahar aylarının gelmesiyle birlikte ısı ve nem değişikliklerinin üst solunum yolu enfeksiyonları ve alerjik hastalıklara neden olduğu belirtildi.
Denizli Devlet Hastanesi Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Dr. Halil Mıhçı, çocuklarda artan üst solunum yolu hastalıkları ve alerjik rahatsızlıklar konusunda dikkatli olunması için aileleri uyardı. Çocukların bu tür rahatsızlıklardan korunması için yapılması gerekenlere dikkat çeken Dr. Halil Mıhçı, şöyle konuştu: "Bahar aylarının gelmesi ile birlikte ısı ve nem değişiklikleri söz konusu olur. Bu dönemde Rhinovirüs, RSV, Influenza ve Adenovirüs gibi çeşitli virüslerin neden olduğu üst solunum yolu
enfeksiyonları görülmektedir. Bu virüsler genellikle burun akıntısı, hapşırık, öksürük, halsizlik, hafif ateş şeklinde belirtilerle seyreden üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olur. Yalancı difteri diye adlandırılan klinik tabloya yol açarak, ses kısıklığı, kuru ve boğuk tarzda öksürüklere neden olabilen parainfluenza tiplerine de rastlanabilir."
Alerjik hastalıkların bir kısmının bahar aylarında artış gösterebildiğini belirten Mıhçı, sözlerine şöyle devam etti: "Çocukları üst solunum yolu enfeksiyonlarından korumak için dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, hasta kişilerle temasın önlenmesidir. Bu amaçla kapalı ve kalabalık ortamlara girilmekten kaçınılmalı. Okul içinde bulaşmayı en aza indirmek veya önlemek amacıyla hasta çocuğun okula gönderilmemesinde büyük yarar var. Sınıfların düzenli havalandırılması, çocukların ortak kullanım alanlarında hijyen koşullarına dikkat edilmesi önemli. Tüm hastalıklardan korunmada el yıkamanın çok önemli rolü var. Doğru el yıkama bulaşıcı hastalıkların yaygınlaşmasını önemli ölçüde azaltır."

Baharla gelen alerjik rahatsızlıkların tedavisinde öncelikle çocuğun neye karşı alerjisi olduğunu saptamanın önemine değinen Dr. Halil Mıhçı, ebeveynlerin, çocuklarını genel anlamda en az 6 aylık periyodlarda doktor kontrolünden geçirmeleri gerektiğine dikkati çekti.

4/25/2009

15 günden fazla süren yorgunluk tehlikeli

h1

ANKARA (ANKA)- Kışın soğuk günleri yerini yavaş yavaş baharın ılıklığına bırakırken birçok kişide halsizlik, yorgunluk, eklem ağrıları, uyku isteği gibi ortak şikayetler gözleniyor.
 
Uzmanlar, bu yakınmaların çoğunu bahar yorgunluğuna bağlarken, süreklilik kazanan halsizlik ve bitkinliğe karşı ise “kronik yorgunluk sendromu” uyarısında bulunuyor. Şayet, 15 günden fazla süren bir yorgunluk varsa derhal doktora başvurulması gerektiği belirtiliyor. Güven Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Yazan, ANKA'ya yaptığı açıklamada, kişinin kendini bitkin hissetmesi, küçük enerji gerektiren işleri tamamlayamaması veya böyle bir işin sonunda hemen dingin hale geçememesinin, kişinin yorgunluk açısından sorgulanması gerektiğini düşündürdüğünü söyledi. Yorgunluğun bir hastalık olmadığını ifade eden Yazan, “Yaşam tarzındaki düzensizliğin bir sonucu olabileceği gibi, bir hastalığın belirtisi de olabilir. Ancak 15 günden fazla süren bir yorgunluk varlığında hekime başvurmak gereklidir” dedi. Ciddi yorgunluğun hastalar arasında sık görülen bir şikayet olduğunu ifade eden Dr. Yazan, "Çoğunlukla, geçici veya tanımlanabilen organik bir hastalığa bağlıdır” dedi. Dr. Yazan yorgunluk sebeplerini ise şöyle sıraladı:

“Düzensiz yaşam; yetersiz uyku ve uyku düzensizliği, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, aşırı sigara ve içki tüketimi, aşırı çalışma, Anemi, Enfeksiyonlar; kronik gizli enfeksiyonlar, Lyme hastalığı, virüsler, bağırsak paraziti, Hipotiroidizm, Ameliyat veya travma, Bunaltı ve stres, Depresyon, Aşırı kilo veya aşırı zayıflık, Uyku apnesi, Alkolizm ve uyuşturucu bağımlılığı, Aşırı kafein tüketimi,Kanser, Sistemik hastalıklar; akciğer, kalp, karaciğer, böbrek, sinir ve damarların kronik hastalıkları, Otoimmün hastalıklar, Hormonal hastalıklar, İlaçların yan etkisi; antidepresanlar, antihistaminikler, hipertansiyon ilaçları veya prostat kanseri, tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar”

-KRONİK YORGUNLUK YÜZDE 70 KADINLARDA GÖRÜLÜYOR-

“Kronik Yorgunluk Sendromu”nun çok yaygın bir sağlık sorunu olmasa da çok seyrek de bir durum olmadığını belirtti. Henüz çok iyi tanınmayan, bu sebeple de çoğu kez tanısı konulamayan ve gözden kaçan bir problem olduğunu ifade eden Yazan, “Bununla birlikte Avrupa ve ülkelerinde ve Amerika'da uzun yıllardır bilinen kronik yorgunluk sendromu, son yıllarda Türkiye'de de tanınmaya başlamıştır. Özellikle eğitimli, gelir seviyesi yüksek, çalışan kesimde ve beyaz ırkta daha sık görülür. Yaklaşık yüzde 70 oranında kadınlar ve özellikle 30-50 yaş grubu etkilenir” dedi.

-KONSANTRASYON BOZUKLUĞU BELİRTİLER ARASINDA-

Yazan, kronik yorgunluk sendromunun nedeni ve başlangıç tarihi tam olarak bilinmeyen ancak çok da uzun süreli olmayan bir yorgunluğun en az 6 ay veya daha uzun bir süredir devam etmesiyle ortaya çıkan bir durum olduğunu kaydederek şunları söyledi:

“Birincisi, klinik olarak değerlendirilmiş, tanımlanamayan devamlı veya tekrarlayan yorgunluğun yeni veya bilinen bir zamanda başlaması (örneğin yaşam boyunca olmaması), devam eden bir hareketlilik sonucu olmaması, esas olarak dinlenmekle hafiflememesi ve mevcut iş, eğitim, sosyal ve özel yaşam aktivitelerinde belirgin azalmaya yol açması, kronik yorgunluk sendromunu akla getirir. İkincisi ise kısa süreli bellekte veya konsantrasyonda önemli bozulma, boğaz ağrısı, lenf bezlerinde hassasiyet, kas ağrısı, çeşitli eklemlerde kızarıklık veya şişlik olmaksızın ağrı olması, yeni oluşan, şekil değiştiren veya ciddileşen baş ağrısı, sabah uyanınca kendine gelememe (uykulu olma halinin devam etmesi) veya yapılan bir iş sonrası 24 saatten fazla sürede geçen kırıklıklarda dört veya daha çoğunun bulunması ve bunların ardışık 6 ay veya daha uzun süre boyunca devam etmesi kronik yorgunluğun belirtileri arasındadır.”

-“STRESİ KONTROL ETMEYİ BİLMELİYİZ”-

Stresin yaşamın bir parçası olduğunu ifade eden Yazan, “Ancak stresi kontrol etmeyi bilmeliyiz. Herkesin bir stres eşiği vardır ve bu eşiği aşmamak gerekir. Düzenli hayat tarzı, hafif fiziksel egzersizler, sağlıklı beslenmek ve ideal kiloyu korumak da kronik yorgunluk sendromu ve benzeri rahatsızlıklardan korunmak için uygulanması gereken temel kurallardır” dedi. Ayrıca uyku ritmine dikkat etmek gerektiğini de belirten Yazan, “Rahat bir uyku için yatağa girmeden önce günlük bütün stres nedenlerini akıldan uzaklaştırmak, hoşa giden konuları düşünmek veya kişinin hoşlandığı bir film seyretmesi, düzenli bir uykuyu sağlayabilir. Alkol ve sigarayı azaltmak ta yorgunluktan kurtulmada en önemli etkenlerden birisidir” diye konuştu. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yazan şunları söyledi:

“Mümkünse iş yoğunluğunu azaltmak, sorumlulukları paylaşmak veya kısa süreli iş ortamından uzaklaşmak faydalı olabilir. Hatta iş yerinde küçük fiziksel değişikliklerin bile faydası olabilir. Yoga ve meditasyonun da yararlı olduğu bildirilmektedir. Ayrıca mutlaka doktor kontrolünde olmak kaydıyla belirli süre için vitamin ve mineral takviyesi önerilmektedir.”

4/25/2009

Baharla gelen kalp krizine dikkat

h1

Baharla gelen kalp krizine dikkat  
KAYSERİ (İHA) - Uzmanlar, bahar döneminin gelmesiyle birlikte Koroner arter hastalığına bağlı gelişen ani kalp krizlerine dikkat edilmesi konusunda öneriyor.
 
Özel Kayseri Kalp Merkezi kardiyologlarından Uz. Dr. Tarık Sirkeci, hareketsizlik ve strese bağlı durumlar koroner arter hastalığının görülme yaşının düşmesinde önemli bir risk faktörü olduğunu söyledi. Sirkeci, “Özellikle kış mevsiminin ardından bahar mevsimiyle birlikte hareketsiz olan yaşamımız, yerini daha hareketli bir yaşama bırakır. Yürüyüş veya koşu tarzı hafif sporları yaparken son derece dikkatli olmak gerekir. Koroner arter hastalığının farkında olunmaması ve bilinçsiz yapılacak aktiviteler sıkıntı oluşturabilir. Normalde istirahat halindeyken herhangi bir bulgu vermeyebilen koroner arter hastalığı, yapılan aktiviteyle birlikte rahatsızlık oluşturabilir.
 
 
Kalbin fazla yorulmasına bağlı ani kalp krizleri veya ani ölümler gelişebilir” dedi.

3/25/2009

Sperm satın almak ister misiniz?

h1

ABD'de bir sperm bankası, ekonomik krizden etkilenen tüketiciler için promosyon başlattı.

ABD'nin en eski sperm bankalarından Xytex International sözcüsü Danielle Moores, "Krizi iliklerimize kadar hissettiğimiz bu ortamda, çocuk sahibi olmak için çözüm arayan ailelerin her doları sayılı" diyerek, sperm satışında 200 dolara varan indirim yaptıklarını söyledi.

Stoklarında "seçilmiş" donörlerden alınan önemli miktarda sperm bulunduğunu belirten Bayan Moores, 385 ila 585 dolara sattıkları spermleri başlattıkları promosyonla 250 ila 350 dolara satacaklarını kaydetti.

Xytex firması ayrıca, sperm yoğunluk oranının daha az önemli olduğu mikro-enjeksiyon yöntemiyle döllenmek için uygun sperm numunelerini de 290 ila 390 dolara satıyor.

3/25/2009

Doğumu beklerken atıştırmaya izin çıktı

h1

Paris - Doğumu bekleyen kadınların kuru pasta, yoğurt yemesi ya da meyve suyu içmesinin doğuma olumsuz etkide bulunmadığı bildirildi.

Genellikle doktorlar, doğumu beklerken kadınların yemek yememesini istese de British Medical Journal'da yayımlanan araştırma gebelere doğumhanede atıştırma
izni çıkardı. Londra'daki King's College'den Prof. Andrew Shennan ve ekibi, doğum sürecinde atıştırmanın etkilerini araştırdı. İlk doğumlarını yapacak sağlıklı 1426 kadın 2 gruba ayrıldı. İlk gruptakilerin, bugüne dek uygulandığı gibi, sadece su içmesine izin verilirken, diğer gruptakiler düzenli olarak ekmek, kuru pasta, meyve ve yoğurt yemeye, meyve suyu içmeye cesaretlendirildi.

Her iki grupta normal doğumda, doğum süresinde ve sezaryen oranında neredeyse hiçbir fark olmadı. Hatta, kusan kadınların oranı da yüzde 35 ile her iki grupta aynıydı. Doğum sonrasında bebeklerin de annenin doğumu beklerken atıştırmasından zarar görmediği belirlendi. Acilen sezaryen yapılması gerektiğinde genel anestezi sırasında ciğerlere yiyecek parçalarının girmesinden korkan doktorlar kadınlara doğumu beklerken yemek yememelerini öneriyor. Ancak bu tür durumlar, özellikle lokal anesteziye başvurulduğunda, son derece nadir meydana geliyor. Ayrıca bazı doktorlar, saatler sürebilen doğum sırasında hiçbir şey yememenin anne ve bebek için olumsuz etkide bulunabileceği kanısında